Bir kış sabahı dünyaya gözü açılan bebek, ilk ağlamasını duydu kulaklarında…
o güne inat, sesi hiç çıkmadı bir daha içinden .. dışına …
Her yıl bitiminde, takvim yapraklarında büyüyen yaşı,yeni hayatlara gebeydi artık..
Hesaplaşmalarını yine bu takvim yapraklarının ardına yazardı belli belirsiz bir hüzünle..
Belli belirsiz..
Bilinmesini hiç istemedi..
Ne sevdalarının ne coşkularının..
Utanmanın kırmızılığında sakladı hepsini birer birer..
Bilinse, yaşanmaz nasılsa dedi içindekiler..
Yaşanması imkansız masumiyetleri taşıdı sevgilerinde ve gizledi bakışlarında ay yüzüne gülümserken..…
Gülümsemenin keyfiyle geçirdiği yılların yorgunluğunu yine gülümsemesinin maviye çalan özgürlüğünde kilitledi sandığına…dokunmasın istedi gülüşüne hiç kimse…
...
Dün akşam kırmızı bir dosyanın içinde geçmişimle geldim yine yan yana..
Her sene, yıl döndüğünde bir yenisine , yaptığım gibi..
Silikleşmiş yazılarıyla gülümsedi 18. yaşım..sonra 19. yaşım..sonra 20..21…
Küçücük kağıtlara yazılmış büyük sözler olan dosyada gülümseyip durdu geçmiş yanım..
Kırmızı renkli kalemle süslenmiş, üzerinde ki emeğiyle anı olmuş, uzun uzun yazılar bir de…
-Anne bu kağıtlar çok güzel, benim olsun mu?
diyen küçük kıza, dokunmak istediği anda verdiğim tepki görülmeye değerdi…
Bir dostun “Seni seviyorum” demelerini okudum kaç kez bilmiyorum..kaç kez yazıldıysa o kadar..
“özledim “ diyen aynı dostun yazılarına eklenen diğer arkadaşların mektupları, notları, kart postalları..
Bir peçete üzerinde yazılarıyla gülen yüzleri gördüm.
Bir ucu yanmış kağıtta, sevgi dolu sözleri.
Bir elin, belimi saran sıcaklığını sonra..
Ve..yüzüme bakan gözlerin anlamlarını, gördüm…tekrar.
Sesini bilmediğim o zamanları düşündüm ansızın…
Sadece seni gördüğünde çarpmaya başlayan kalbimi.
Kaçırdığım bakışlarımı.
Bu güne kalanın ne olduğunu bir de.
05 Ocak 2010 Salı
31 Aralık 2009 Perşembe
2010
Bir tuvale savrulan iki zıt rengin,
uyumu gibi…
Kırmızının maviye inat neşesi
Mavinin sarıya inat özgürlüğü gibi
Sarı boynunu büken başakta
kıskandırırken beyazı
Beyaz aydınlattı karayı..
Bu aydınlıkta,
Sen gülümsedin
ve dünya güldü…
Benimse,
Bir dilek tutuşumda
Yüzünü gölgeleyen yıldızın rengi,
En güzel tonuydu düşlerimin…
Bu düşlerde,
Suya düşen yakamozdu gözlerin…
...
Bir dileğiniz olmalı mutlaka
bir dala asılan,
yada umulmadık bir yere yazılan.
Yeni yılda,
"gülsün dünya"
.
...
uyumu gibi…
Kırmızının maviye inat neşesi
Mavinin sarıya inat özgürlüğü gibi
Sarı boynunu büken başakta
kıskandırırken beyazı
Beyaz aydınlattı karayı..
Bu aydınlıkta,
Sen gülümsedin
ve dünya güldü…
Benimse,
Bir dilek tutuşumda
Yüzünü gölgeleyen yıldızın rengi,
En güzel tonuydu düşlerimin…
Bu düşlerde,
Suya düşen yakamozdu gözlerin…
...
Bir dileğiniz olmalı mutlaka
bir dala asılan,
yada umulmadık bir yere yazılan.
Yeni yılda,
"gülsün dünya"
.
...
24 Aralık 2009 Perşembe
Üşüdüm...
Sen, bilemezdin o zamanlar nasıl sevildiğini..
İçimi kavuran duygunun okuduğum bir kitap aralığında gözyaşı olup dağları, tepeleri nasıl devirdiğini..
Bir şarkının hiç bilmediğim notasında nasıl bir ezgi olduğunu da, bilemezdin Sen..
Hiç olmadık bir anda aklımdan geçtiğini, o an her şeyin nasıl yerle yeksan olduğunu..
Ve tanıdık yüzlerin ne kadar yabancılaştığını da..bilemezdin..
Dümdüz bir bakışın arkasına gizlerdim seni hep..
Güzel sözler duyan ruhumun, seninle dolu olduğunu hiç bilmezdi onca kişi..
Bir ben bilirdim..
Sen, hiç bilmezdin.
...
Bugün,
Aralık kalmış perdenin,
yıldızlara esen sabahında
Seninle uyandım ansızın..
Yıllar önce,
Henüz ay,
kapatmamışken gözlerini ,
Düşlerimi sana yumduğum
gecenin sabahında,
Yine,
Sana uyandığım gibi…
...
Kuyruklu yıldızın peşi sıra uçtuğumu düşünüyorum
gökyüzünde...
Ay a yakın olduğumu sonra, bir dokunuş kadar..
güneşe bakamadığımı…
gözlerimin kamaştığını..
Sonsuzlukta yitirdiğimi, kendimi.
Bir çakıltaşının evrende sekmesi gibi ,
Halkalar çizmek istiyorum gökyüzüne...
İçlerini doldurmak sonra...
Gökyüzünü boyamak istiyorum,
Yıldızları yakmak tek tek..
Her birinin gölgesinde,
Dalmak rüyalara..
...
Bugün, düşündüm yine..
Uzun süren yolculuklardan sonra,bugün ilk kez
Gözlerimi indirdim gökyüzünden, yeryüzüne..
İşte o an,
Terk ettim küçük prensin komşu gezegenini, bir an yüreğimden..
Dalgaların siyah görüntüsü ürküttü ilk, ruhumu..
sonra boğazı süsleyen ışıkların sensiz nasıl aydınlattığını düşündüm, yaşadığım şehri..
Üşüdüm..
Bir şehri bile paylaşamadım ya seninle..
Bunu düşündüm
Ve
Üşüdüm…
İçimi kavuran duygunun okuduğum bir kitap aralığında gözyaşı olup dağları, tepeleri nasıl devirdiğini..
Bir şarkının hiç bilmediğim notasında nasıl bir ezgi olduğunu da, bilemezdin Sen..
Hiç olmadık bir anda aklımdan geçtiğini, o an her şeyin nasıl yerle yeksan olduğunu..
Ve tanıdık yüzlerin ne kadar yabancılaştığını da..bilemezdin..
Dümdüz bir bakışın arkasına gizlerdim seni hep..
Güzel sözler duyan ruhumun, seninle dolu olduğunu hiç bilmezdi onca kişi..
Bir ben bilirdim..
Sen, hiç bilmezdin.
...
Bugün,
Aralık kalmış perdenin,
yıldızlara esen sabahında
Seninle uyandım ansızın..
Yıllar önce,
Henüz ay,
kapatmamışken gözlerini ,
Düşlerimi sana yumduğum
gecenin sabahında,
Yine,
Sana uyandığım gibi…
...
Kuyruklu yıldızın peşi sıra uçtuğumu düşünüyorum
gökyüzünde...
Ay a yakın olduğumu sonra, bir dokunuş kadar..
güneşe bakamadığımı…
gözlerimin kamaştığını..
Sonsuzlukta yitirdiğimi, kendimi.
Bir çakıltaşının evrende sekmesi gibi ,
Halkalar çizmek istiyorum gökyüzüne...
İçlerini doldurmak sonra...
Gökyüzünü boyamak istiyorum,
Yıldızları yakmak tek tek..
Her birinin gölgesinde,
Dalmak rüyalara..
...
Bugün, düşündüm yine..
Uzun süren yolculuklardan sonra,bugün ilk kez
Gözlerimi indirdim gökyüzünden, yeryüzüne..
İşte o an,
Terk ettim küçük prensin komşu gezegenini, bir an yüreğimden..
Dalgaların siyah görüntüsü ürküttü ilk, ruhumu..
sonra boğazı süsleyen ışıkların sensiz nasıl aydınlattığını düşündüm, yaşadığım şehri..
Üşüdüm..
Bir şehri bile paylaşamadım ya seninle..
Bunu düşündüm
Ve
Üşüdüm…
14 Aralık 2009 Pazartesi
Sessizce...
Rüzgara kapılmış sonbahar yaprağı gibi, uçtuğum yönü bilmiyorum bazen.
Rüzgarın yönü değişir mi değişmez mi onu da.
Farkında mısın bilmiyorum, ne çok kendimle konuştuğumun.
Sana bakarken bile, dinlediğim kişinin hep kendim olduğunun.
Sözlerinin o uçarı yanını dizginleyen düşüncelerimle, yanında kalabildiğimin.
Aksinin çok kolay olmadığının.
Gözlerinin neden hala bana takıldığını merak ediyorum zaman zaman.
İçinde ki mutsuzluğun nasıl olup da oluşabildiğini sonra.
Kimde yok ki mutsuzluk dediğini duyar gibiyim.
Ama bu başka.
Bu bakışlar, bu susuşlar başka.
...
İçimde dört nala koşmaya hazır bir atın dizginlerini sıkı sıkı tutmanın yorgunluğu var.
Bir adım atışta ipin diğer tarafına geçecek cesaretimi bastıran, tuhaf sınırlarım sonra.
Bir de , avuç içimde, üstüne bilinçsizce çizikler attığım geçmişim.
...
O ışık küçülüp aklımı karıştırdığında, gözlerimin gördüğü bambaşka bir şeydi aslında.
Bir gece, uykularımı bölen görüntülerin içinden çıkan, yüzünde ki gülümsemeyle elimi sıkıca tutan biri gibiydi o ışık. Bir küçülüp bir büyüyerek, işte buradayım der gibiydi.
Yolunu kaybetmiş bir yelkenliye, yol göstermeye çalışan deniz fenerinin yanıp sönen ışığıydı o.
Uzaklara denk düşen ve çok uzaklarda yaşanması gereken bir duyguydu bulduğum.
Yeniden doğmuş gibi, sıfırdan başlayarak.
...
Hiç olmadık zamanlarda, yada bir an içinde kendinizi bulduğunuz sürpriz anlarınız oluyor mu, bilmiyorum. Çok normal hislerle oturduğum koltukta izlerken dönen kareleri hayatımın kör noktalarından biri geliyor aklıma ansızın.
Unuttum dediğim yanlarımın “heey buradayız biz” der gibi seslendiği bir boşlukta, kulaklarımda inanılmaz bir gürültü hissediyorum.
Mor bir bulut içinde deliye dönen düşüncelerim var.
Sonra su yeşiline boyanan huzurlu anlarım.
Bu gelmeler, gitmeler..Bu varım derken yok olmayı istemeler, her insan kadar mı ben de de, merak ediyorum.
Rüzgarın yönü değişir mi değişmez mi onu da.
Farkında mısın bilmiyorum, ne çok kendimle konuştuğumun.
Sana bakarken bile, dinlediğim kişinin hep kendim olduğunun.
Sözlerinin o uçarı yanını dizginleyen düşüncelerimle, yanında kalabildiğimin.
Aksinin çok kolay olmadığının.
Gözlerinin neden hala bana takıldığını merak ediyorum zaman zaman.
İçinde ki mutsuzluğun nasıl olup da oluşabildiğini sonra.
Kimde yok ki mutsuzluk dediğini duyar gibiyim.
Ama bu başka.
Bu bakışlar, bu susuşlar başka.
...
İçimde dört nala koşmaya hazır bir atın dizginlerini sıkı sıkı tutmanın yorgunluğu var.
Bir adım atışta ipin diğer tarafına geçecek cesaretimi bastıran, tuhaf sınırlarım sonra.
Bir de , avuç içimde, üstüne bilinçsizce çizikler attığım geçmişim.
...
O ışık küçülüp aklımı karıştırdığında, gözlerimin gördüğü bambaşka bir şeydi aslında.
Bir gece, uykularımı bölen görüntülerin içinden çıkan, yüzünde ki gülümsemeyle elimi sıkıca tutan biri gibiydi o ışık. Bir küçülüp bir büyüyerek, işte buradayım der gibiydi.
Yolunu kaybetmiş bir yelkenliye, yol göstermeye çalışan deniz fenerinin yanıp sönen ışığıydı o.
Uzaklara denk düşen ve çok uzaklarda yaşanması gereken bir duyguydu bulduğum.
Yeniden doğmuş gibi, sıfırdan başlayarak.
...
Hiç olmadık zamanlarda, yada bir an içinde kendinizi bulduğunuz sürpriz anlarınız oluyor mu, bilmiyorum. Çok normal hislerle oturduğum koltukta izlerken dönen kareleri hayatımın kör noktalarından biri geliyor aklıma ansızın.
Unuttum dediğim yanlarımın “heey buradayız biz” der gibi seslendiği bir boşlukta, kulaklarımda inanılmaz bir gürültü hissediyorum.
Mor bir bulut içinde deliye dönen düşüncelerim var.
Sonra su yeşiline boyanan huzurlu anlarım.
Bu gelmeler, gitmeler..Bu varım derken yok olmayı istemeler, her insan kadar mı ben de de, merak ediyorum.
08 Aralık 2009 Salı
Bir an geldi...
Yeşilin griyle buluştuğu noktada, maviden gelen bir bakışın tam ortasında sustu kaldı yüreğim.
Şimdi ise, sesli harflerin tüm seslere küstüğü bir alınganlıkta yaşıyorum zamanı.
...
bir an geldi ve bıraktım kendimi.
durdum.
etrafımda uçsuz bucaksız bir boşluk ,
tıpkı kalbimde ki gibi...
baksalar yüzüme ardımı göreceklermiş gibi ,
öyle bir anlamsızlık..
bakanın gözüne takılmayacak kadar ifadesiz bir ruh...
dedim ya,
bir an geldi ve bıraktım tüm anlamları...
akıp gitti parmaklarımın ucundan, ruhum gibi...
Şimdi ise, sesli harflerin tüm seslere küstüğü bir alınganlıkta yaşıyorum zamanı.
...
bir an geldi ve bıraktım kendimi.
durdum.
etrafımda uçsuz bucaksız bir boşluk ,
tıpkı kalbimde ki gibi...
baksalar yüzüme ardımı göreceklermiş gibi ,
öyle bir anlamsızlık..
bakanın gözüne takılmayacak kadar ifadesiz bir ruh...
dedim ya,
bir an geldi ve bıraktım tüm anlamları...
akıp gitti parmaklarımın ucundan, ruhum gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)